MUTLU OMAK BİZİM ELİMİZDE....mutlaka okuyun...

2007-06-20 00:10:00
 ÇİĞDEM (DENİZİMİZ  BLOGÇU )ARKADAŞIM İÇİN....  Bu yazılar   sp0rtmen arkadaşın blogundan alınttıdır http://sportmen703.blogcu.com   

 

 

Ister evli, ister bekar olun. Ama mutlaka bu yaziyi okuyun...

> Bülent, avucunu açmış kendisine doğru elini uzatan adama ters ters baktı.

> Elli yaşlarında gösteren adam, görmeye alıştığı hırpani kıyafetli     
>   dilencilere benzemiyordu. Üzerindeki giysiler eski fakat temizdi.   
>    Eli  yüzü temiz ve sağlıklı görünüyordu. "Sapa sağlam adam gidip   
>     çalışacağına dileniyor, belki benden daha zengindir" diye 
> düşündü.      Zaten canı çok sıkkındı, birde sinirlenmişti.

>  A laycı bir ses tonuyla:

> - Ekmek parası mı istiyorsun ? diye sordu.


> - Hayır çikolata parası lazım!


> Bülent'in kızgınlığı şaşkınlığa döndü. Espri yeteneği olan     

> dilencinin  hali de başka oluyor diye düşündü.


> - Niye siz ekmek bulamayınca çikolata mı yiyorsunuz?

> - Hayır. Ekmek bulamadığımız günler genellikle bulgur pilavı yeriz,   
>     onu da bulamadıysak aç yatarız.

> Bülent adamın ciddi mi konuştuğunu yoksa dalga mı geçtiğini anlayamamıştı.

> - Bu gün karnınız doydu üstüne tatlı mı istedi canınız?


> - Fakirin canı mı olur ki, tatlı istesin beyim.

> - Bu bir kamera şakası mı yoksa sen iş bulamamış stendapçı mısın?

> - Hiçbiri değil. Sadece fakirim. Bugün karımın doğum günü, ona       
> çikolata götürmek istiyorum.

> - Doğum gününde yaş pasta alınır bildiğim kadarıyla.

> - O bizim için değil zenginler için. Otuz yıllık evliliğimiz boyunca 
>      ona bir kez bile yaş pasta alamadım. Ama her doğum gününde   
> mutlaka    çikolata götürdüm. Çikolatayı çok sever.


> Adamın söyledikleri Bülent'in dikkatini çekmişti. O akşam karısıyla   
>     kavga etmiş, kapıyı çarpıp kendini sokağa atmıştı. Arabasına da   
>     binmemiş sahile kadar yürümüştü. Denizi seyretmek de onu       
> rahatlatmamıştı. Oysa eskiden denizi seyrederken çok rahatlardı.     
>  Dalgalar sıkıntısını alıp götürürdü.
>
> Fakat karısının evde ağlıyor olduğunu bildiği için olsa gerek,     
> hiçbir  şey onu rahatlatmıyordu.
>
>
>
> Dilenciyle konuşurken biraz kafası dağılmıştı. "Acaba söyledikleri   
>    gerçek mi, yoksa uyduruyor mu" diye düşündü.

> - Cebinde bir çikolata alacak para yok mu şimdi?

> Bülent'in sorusu üzerine adam ceplerini boşalttı, bir nüfus       
> cüzdanından başka bir şey çıkmadı.

> - Ben dilenci değilim. İşim yok. Günlük çalışırım, ne iş bulursam yaparım.

> Fakat bu gün bütün gün iş aradım, aksilik bu ya, hiçbir iş bulamadım.

> Bülent oturduğu bankı işaret ederek yer gösterdi.

> - Oturun biraz dertleşelim bari, dedi.

> Adam çekingen çekingen oturdu yanına.

> - Yokmu eşin dostun, borç alacak akraban?

> - Fakirin akrabaları da fakir olur beyim. Bulurlarsa kendi     
> karınlarını  doyururlar.

> - Dilenecek kadar çok mu seviyorsun karını ?

> - Hem de çok seviyorum. Otuz yılımı aydınlattı o benim.

> - Hımmmm. Aşk hemde otuz yıl süren aşk. Hayret doğrusu! Aşkın ömrü   
>   en  fazla üç yıl diyorlar oysa. Sen otuz yıldan bahsediyorsun.

> - Evet. Geçen yıllar sevgimi azaltmadığı gibi artırdı.

> - Söyle o zaman nedir evlilikte mutluluğun sırrı?

> Söylediklerine bakılırsa sen mutluluğun formülünü bulmuş gibisin.

> - Ben ilkokulu bile bitirmedim. Öyle formül falan bilmem.

> - Formül dediysem kimya formülü sormuyorum canım. Bende altı yıllık   
>     evliyim. Sevdiğim kadınla evlendim, fakat mutlu değilim. Sürekli 
>     kavga  ediyoruz. Daha iki saat önce kapıyı çarptım çıktım.
>
> Evimiz, arabamız, işimiz, gücümüz, her şeyimiz var, ama mutlu değiliz.

> Senin hiçbir şeyin yok, ama mutlusun. Para mı acaba bizi mutsuz eden?

> - Hiçbir şeyim yok mu? Hayır benim her şeyim var. Benim karım her şeyim.
>
> Sevgilim, eşim, arkadaşım, hayat yoldaşım. Hayatımı paylaştığım       
> insandan daha değerli ve daha önemli ne olabilir ki dünyada?
>
> Sizin ev, araba, iş diye her şey dediğiniz şeylerdir aslında hiçbir şey olan.

> - Öyle deme, şu kadar varlığın içinde bile karım her şeyden şikayet ediyor.
>
> Bir de fakir olsam kim bilir ne olur?

> - Altın tasın, kan kusana faydası yoktur beyim. Sen kadın ruhunu hiç 
>      anlamamışsın. Hiçbir kadın iyi bir evde oturduğu, hergün çeşit   
>    çeşit  yiyecekler yediği için mutlu olmaz. Bir kadın, kocasının 
> her     şeyi  olduğunu bildiğinde ancak mutlu olur.

> - Sizin mutluluğunuzun sırrı bumu ?

> - Olabilir. Ben karıma değerli şeyler alamıyorum ama ona benim için   
>    ne  kadar değerli olduğunu hissettiriyorum. O da çok mutlu oluyor.


> - Bir kadına değerli olduğunu nasıl hissettirilir?


> - Küçük kızı severek.

> - Küçük kız mı ? Hangi küçük kız ?

> - Yaşı kaç olursa olsun her kadının içinde hiç büyümeyen bir küçük   
>   kız  vardır. O kızı ne kadar çok sever, ne kadar çok mutu edersen, 
>  o    kadını  da o kadar mutlu edersin.

> - Nasıl yani ?

> - Küçük kız neleri sever, nelerden hoşlanır bir düşünün. Küçük     
> kızlar  hep beğenilmek, ilgi görmek isterler. Güzel olduklarını     
> duymaya  bayılırlar.
>
> Kendilerine prensesmiş gibi davranılmasını beklerler. Küçük kızlar   
>   hep  prenses olmayı hayal ederler. Sürprizlerden hoşlanırlar. 
> Biraz      şımartılmak isterler. Sevilmek ve sevildiklerini hep 
> duymak     isterler.  İltifata doymaz küçük kızlar. Öyle değil mi?

> - Haklısın. Benim dört yaşımda bir kızım var. Adı Aylin. Her akşam   
>    boynuma sarılır "babacığım beni ne kadar seviyorsun?" diye sorar. 
>      Giysisini değiştirdiği zaman etrafımda "Baba güzel olmuş 
> muyum?"     diye  sorar durur. Güzelsin demem de yetmez ona. " 
> Harikasın  prenses    gibi  olmuşsun" demeliyim. Dünyanın en güzel 
> kızı  demeliyim.

> - İşte kadınlar bir ömür boyu bunu duymak isterler. Ben elli     
> yaşındaki  karıma böyle davranıyorum. Ömrümüz olurda seksen, doksan   
>    yıl da  yaşarsak ben ona böyle davranmaya devam edeceğim. Ona     
> "bebeğim" diye  hitap ediyorum çok hoşuna gidiyor. "Bebeğim bana bir 
>     çay yapar mısın?"  dediğimde çay yapmak için nasıl koşturduğunu   
>    görmelisiniz.

> - Hiç kavga etmezmisiniz siz?

> - Kavga evliliğin tadı tuzu. Arada biz de tartışırız. Küsüp     
> barışmanın  tadı ayrıdır. Benim karım bir keçi kadar inatçıdır.     
> Onunla barışmak  için uğraşmak ayrı bir keyif verir bana.

> - Benim eşim çok ciddi kadındır. Hiç küçük kız havası yok onda.

> - Küçük kızlar büyüdükleri zaman artık sevgi, ilgi istemeye     
> utanırlar.  En ciddi yada en yaşlı kadının bile o küçük kız mutlaka   
>    vardır. Yeter  ki sen o tatlı kızı sevindirmeyi, mutlu etmeyi 
> bil.     Ve o küçük kızı  asla aldatma. Yoksa bir daha sana güvenmez 
> ve ne     yaparsan yap hep  kuşkuyla bakar. Küçük kızlar hem çabuk 
> mutlu     olurlar hemde çabuk  kırılırlar. Çok narindir onlar. 
> Hoyrat elleri     sevmezler. Yumuşak  dokunuşları severler.

> - Bu tavsiyeni deneyeceğim. Fakat her zaman yapabilir miyim bilmiyorum.
>
> Bazen işlerim çok yoğun oluyor o zaman eve çok yorgun gidiyorum.

> - Bu sadece bir bahane. O küçük kızı mutlu etmek dünyanın en kolay işi.
>
> Çoğu zaman birkaç tatlı söz yeterli olur. Sen o küçük kızı mutlu     
>  ettiğinde karşılığını fazlasıyla alırsın. Artık o seni rahat     
> ettirmek  için elinden gelen gayreti gösterir. Karısı mutlu olmayan   
>    erkek mutlu  olamaz. Mutlu olmak isteyen erkek önce hayat   
> arkadaşını   mutlu etmelidir.
>
> Düşünsene somurtkan, mutsuz, sürekli söylenen biriyle yolculuğa     
> çıksan  ne kadar mutlu olabilirsin.

> - Haklısında bende bütün gün ailem için çalışıp yoruluyorum.

> - Yine para, yine dış sebepler. Evet para önemli ve gerekli ama       
> kadınlar para için erkekleri sevmezler. Para geçici mutluluklar     
> verir.  Kadınlar hediye almayı severler. Paran varsa hediye al tabi. 
>     Ama  hediyeyle mutlu olmasını bekleme. Hediyenin yanına sevgini   
>    katmazsan  hediyenin bir anlamı yoktur. Benim hiçbir zaman çok   
> param    olmadı.  Günlük kazandım günlük yedik. Bazen aç kaldığımız   
> günler    oldu.
>
> Hiçbir zaman karımın kulaklarına altın küpe takamadım ama her zaman   
>     aşk sözleri fısıldadım. Hiçbir zaman boynuna pırlanta gerdanlık   
>     alamadım ama hep öpücüklerle sevdim boynunu. Hiçbir zaman ona 
> ipek      elbiseler giydiremedim ama kendi bedenimle ipek elbise 
> gibi     yumuşacık  sardım bedenini ve mutlu ettim onu.

> Adam ayağa kalktı.

> - Bana müsaade, artık gitmeliyim, karım merak eder. Sende git evine   
>     küçük kızın gönlünü al, belki o küçük kız şimdi evde ağlayıp     
> duruyordur.

> - Bülent de ayağa kalktı. Kuvvetlice elini sıktı.

> - Sizi tanıdığıma çok memnun oldum.

> Elini bıraktı koluna girdi. Yolun karşısındaki pastaneyi gösterdi.

> - Hadi gel eşin için şuradan çikolatalı pasta alalım, dedi.

> Pastayı aldılar. Adam hayatında ilk defa karısına yaş pasta     
> götürmenin  mutluluğuyla, bin bir teşekkür ederek evginin yolunu     
> tuttu. Bülent de  pastanenin yanındaki manavdan karısının en sevdiği 
>     meyvelerden aldı.

> Evine geldiğinde karısı şişmiş gözlerle mutfak masasında oturmuş su   
>     içiyordu. Bülent hiç konuşmadan meyveleri büyükçe bir tabağa   
> döküp     yıkadı., sonra eşinin önüne koydu.

> - Bunlar dünyanın en şanslı meyveleri, dedi.

> İnci hiç konuşmadı.

> - Sorsana "niye" diye.

> İnci kızgın kızgın:

> - Niye? Diye sordu.

> - Çünkü dünyanın en güzel ve en tatlı kadının midesine gidecek, dedi 
>      gayet ciddi bir ses tonuyla. İnci şaşırmıştı. Bir anda yüzünün   
>    ifadesi  yumuşamıştı.

> - Bunlar senin sevdiğin meyveler, senin için aldım.

> - Hayret bir şey! Her zaman kendi sevdiğin meyveleri alırdın. Benim   
>     hangi meyveleri sevdiğimi iyi hatırlamışsın. Aslında bu   
> beklediğim     istediğim bir şeydi. "bak senin sevdiğin meyveleri   
> aldım"
>
> Ama şimdi kıymeti yok. Çünkü sana çok kırgınım, meyve alarak gönlümü 
>      alamazsın.


> - Özür dilerim seni kırdığım için.
>
>
>
> Sonra Bülent yere diz çöktü.
>
>
>
> - Cezam neyse razıyım. Ama bir tek şey istiyorum senden. Seni delice 
>      seven bu adamı senden mahrum etme.

> - Bülent yere çömelmiş, boynu bükük bir vaziyette çok komik görünüyordu.

> İnci kıkır kıkır gülmeye başladı.

> - Affetmek o kadar kolay değil. Bakalım hangi cezalara       
> katlanabileceksin, dedi.

> Bülent işte o zaman ona muzip muzip bakan eşinin içinde sakladığı     
>   küçük kızı gördü.

> Bundan sonra her şey daha farklı olacak diye düşündü.

 

BENCEDE HAYAT SEÇİMLERDEN İBARETİR......

 

Yaşarsan böyle yaşa

JERRY, çevresindekilerin çok sevdigi insanlardan biriydi. Keyfi her zaman yerindeydi. Her zaman söyleyecek olumlu bir sey bulurdu. Hatta bazen etrafindakileri çildirtirdi bile, "bu adam, bu halde nasil iyimser olabiliyor." diye.Birisi nasil oldugunu sorsa "Bomba gibiyim" diye yanit verirdi. Hep "Bomba gibiyim"JERRY, bir dogal motivasyoncuydu... Yaninda çalisanlardan biri , o gün kötü bir günündeyse, JERRY yanina kosar , duruma nasil olumlu bakilacagini anlatirdi. Bu tarzi fena halde düsündürüyordu beni...
Bir gün JERRY' e gittim.
-"Anlayamiyorum" dedim. "Nasil oluyor da, her zaman her kosulda bu kadar olumlu olabiliyorsun... Nasil basariyorsun bunu?..."
-Her sabah kalktigimda kendi kendime "JERRY bugün iki seçimin var. Havan ya iyi olacak ya da kötü derim ve havamin iyi olmasini seçerim. Kötü bir sey oldugunda yine iki seçimim vardir. Kurban olmak ya da ders almak. Ben basima gelen kötü seyden ders almayi tercih ederim. Birisi bana sikayete geldiginde yine iki seçimim var... Sikayetini kabul etmek ya da ona hayatin olumlu yanlarini göstermek. Ben hayatin olumlu yanlarini seçerim."
-"Yok yahu" diye protesto ettim. "Bu kadar kolay yani"
-"Evet kolay" dedi JERRY... "Hayat seçimlerden ibarettir. Her durumda bir seçim vardir, sen her durumda nasil davranacagini seçersin. Sen insanlarin senin tavrindan nasil etkileneceklerini seçersin. Sen havanin, tavrinin iyi ya da kötü olmasini seçersin... Yani sen hayati nasil yasayacagini seçersin!..." JERRY'nin sözleri beni oldukça etkiledi. Onu uzun yillar görmedim. Ama hayattaki talihsiz olaylara dövünmek yerine, seçim yapmayi tercih ettigimde hep onu hatirladim.
Yillar sonra JERRY'nin basina tatsiz bir sey geldi. Soygun için gelen hirsizlar, panige kapilip JERRY'i delik desik etmisler. Ameliyati 18 saat sürmüs, haftalarca yogun bakimda kalmis. Taburcu edildiginde , kursunlarin bazilari hala vücudundaymis. Ben onu olaydan 6 ay sonra gördüm.
-"Nasilsin" diye sordugumda
-"Bomba gibiyim" dedi "Bomba gibi"
-"Olay sirasinda neler hissettin JERRY" dedim.
-"Yerde yatarken, iki seçimim var diye düsündüm. Ya yasamayi seçecektim ya da ölümü... Ben yasamayi seçtim."
-"Korkmadin mi, suurunu kaybetmedin mi?"
-"Ambulansla gelen saglik görevlileri harika insanlardi. Bana hep iyileseceksin merak etme" dediler. Ama acil servisin koridorlarinda sedyemi hizla sürerlerken doktorlarin ve hemsirelerin yüzlerindeki ifadeyi görünce ilk defa korktum. Bu gözler bana "Bu adam ölmüs" diyordu. Bir seyler yapmazsam, biraz sonra ölü bir adam olacaktim gerçekten..."
-"Ne yaptin?" diye merakla sordum...
-"Kocaman bir hemsire yanima yaklasti ve bagirarak herhangi bir seye alerjim olup olmadigimi sordu... "Var" Doktorlar ve hemsireler merakla sustular... Derin bir nefes alarak kendimi topladim ve bagirdim: "Benim kursunlara alerjim var.!..." Doktorlar ve hemsireler gülmeye basladilar... Tekrar bagirdim. Ben yasamayi seçtim. Beni bir canli gibi ameliyat edin, otopsi yapar gibi degil..." JERRY, sadece doktorlarin büyük ustaliklari sayesinde degil, kendi olumlu tavrinin büyük katkisiyla yasadi. Yasamasi bana büyük bir ders oldu. Her gün, hayatimizi dolu dolu yasamayi seçme sansimiz ve hakkimiz oldugunu ondan ögrendim ve her seyin kendi seçimimize bagli oldugunu.

 

85
0
0
Yorum Yaz